36-eglence
  HAYAT HİKAYELERİ
 

 
Wright Kardeşler
 
Orville (1871-1948) ve Wilbur Wright (1867-1912) ilk kez motorlu bir uçak yaparak bununla uçmayı başaran havacılardır.

Wright kardeşler ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton’da doğup büyüdüler.Liseye gittilerse de bitirmeden ayrıldılar.1892’de Dayton’da bir bisiklet yapım ve onarım atölyesi kurdular.Küçük yaştan beri havacılığa büyük ilgi duyan Wright kardeşler bir süre sonra bisiklet atölyesinde planör yapmaya başladılar.Planörlerini uçurmak için ülkenin en rüzgarlı yerlerinden olan Kuzey Carolina’da Kitty Hawk’u seçtiler.
Planörleri denedikten sonra küçük uçaklar üzerinde değişik büyüklükte ve biçimde kanatları denemeye başladılar.1903’te planörlerine benzinle işleyen bir motor taktılar.Orville Wright bu uçakla 17 Aralık 1903’te Kitty Hawk’ta ilk başarılı uçuşu yaptı.Uçak 12 saniye havada kaldı ve bu ilk uçuşta 37 metre yol aldı.
Galileo
 
İtalyan astronom, fizikçi ve matemetikçi Galileo Galilei (1564-1642) Piza’da doğdu. İyi bir öğrenim gördü ve Piza Üniversitesi’nde ders verdi. Fizikte önemli keşiflerde bulundu;cisimlerin hareket yasalarını ortaya koydu. Bilim adamlarının deneyler yapması ve bunları matematik yoluyla desteklemesi gerektiğini savunan ilk kişilerden biriydi.
Galilei 1609’da o güne değin yapılmış en güçlü teleskopu geliştirdi. Bu teleskopla Jüpiter’in uydularını keşfetti ve Polonyalı astronom Kopernik’İn ortaya attığı kuramın doğru olduğu sonucuna vardı. Kopernik o zamanki inancın tersine, gökteki bütün cisimlerin Dünya’nın çevresinde dönmediğini evrenin merkezinde Güneş’in yer aldığını savunmuştu. Din adamları Kopernik’in kuramına şiddetle karşıydı. Galilei 1632’de Kopernik’i savunan bir kitap yazdı. Bunun üzerine hapse atıldı ve ancak astronomi konusunda yazmamaya söz verince serbest bırakıldı. Sonraki yıllarda evinde hapis olarak araştırmalarını sürdürdü. Gözlemlerinin Kopernik’i doğruladığı inancını ise hiç yitirmedi.
 
 
Thomas Edison
 

Thomas Edison, 1847 yılında Amerika’nın Ohio kendinde doğdu. Diğer insanların buluşlarındaki özelliği fark edip onları geliştirmekte ustaydı.
Hayatının son günlerini, patentini aldığı buluşların taklit edilmesini önlemek amacıyla açtığı davalar yüzünden mahkemelerde geçirdi. 1931 yılında ölene kadar, çoğu elektrikle ilgili olan 1093’ten fazla buluşun patentini aldı. Edison’un elektriğe duyduğu bu merak, bir telgraf merkezinde çalışırken uyanmıştı. Edison, telgraf merkezinde, orada çalışan bir yetkilinin oğlunu yaklaşmakta olan bir trenin önünden kurtarması sonucunda çalışmaya başlamıştı. 1878 yılında, Joseph Swan isminde bir İngiliz, tam yirmi yıl üzerinde çalıştığı buluşu, ampulü gerçekleştirdi. Bir yıl sonra Edison kendi buluşuyla ortaya çıktı.

Swan’ın buluşu daha önce ortaya çıkmasına rağmen, Edison onun kendi fikrini çalmakla suçlamakta fazla gecikmedi. Çok geçmeden Atlantik’in bir ucundan diğer ucuna, birbirlerine sövüp saymaya başlamışlardı.

edison, kendi buluşunu geliştirdi ve en sonunda bu iki adam Edison ve Swan elektrik Şirketi’ni kurmak üzere bir araya geldiler.

Elektrik bütün dünyayı değiştirdi. Artık kimsenin mumlara ve gaz lambalarına ihtiyacı kalmamıştı. Elektrik düğmesinin bir hareketiyle bütün oda aydınlanıyordu. Bu da oldukça güvenli ve kullanışlı bir yöntemdi.

Tabii ki evde kullanılan bir ampulün çalışması için, elektriğin üretilmesi ve bir güç kaynağının bağlanması gerekiyordu. Edison bunun üzerine çalıştı ve 1881 yılında, New York’ta, Pearl Street’te dünyanın ilk elektrik istasyonu açıldı.

Edison’un Ampülü: Camdan bir lambada,kısmi bir vakumun içinde karbon teli bulunur. Bu tel, elektrik akımıyla ısındığında parlayarak ışık vermeye başlar.

Kaynak: Milliyet Kardeş Ekim-1999 sayısı.

Charles Dickens
 
Charles Dickens dünyanın en büyük yazarlarından biridir. Sürükleyici öykü ve romanlarının unutulmaz kahramanları vardır. Oliver Twist, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Ümitler ve Bir Noel Şarkısı en ünlü yapıtlarındandır.
Dickens 1812’de doğdu. Yoksul bir ailenin oğluydu. On iki yaşından Londra’da bir fabrikada çalışmaya başladı. Mutsuz çocukluğunun anıları birçok romanının kahramanlarını ve olaylarını yaratmasına yardımcı oldu. David Copperfield adlı romanı bir ölçüde kendi çocukluk yaşamına dayanır. Dickens yazarlığa 20 yaşında gazete muhabiri olarak başladı. Çeşitli dergilere Londra’daki yaşamı anlatan mizah öyküleri de yazdı. Bunları daha sonra ilk kitabında topladı. İkinci kitabı olan Bay Pikvik’in Serüvenleri ile üne kavuştu. Ardından başka kitaplarda yazarak İngiltere’nin en çok sevilen yazarları arasına girdi. Dickens’ın romanları günümüz okurları için de gerçek yaşamın sıcaklığını taşır.
İbn-i Sina
 

İslam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Buhara yakınlarında Hormisen’de doğdu, 21 Haziran 1037’de Hemedan’da öldü. Gerçek adı Ebu’l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah İbn Sina’dır. Babası, Belh’ten göçerek Buhara’ya yerleşmiş, Samanoğulları hükümdarlarından II. Nuh döneminde sarayla ilişki kurmuş, yüksek görevler almış olan Abdullah adlı birisidir. İbn Sina, önce babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail Zahid’den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü. Bir süre tıpla ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış nedenlerini araştırdı, sağıltımla uğraştı. Bu alandaki başarısı nedeniyle, II. Nuh’un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sağlığa kavuşturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri olarak önem kazandı.

Buhara yakınlarında Hormisen’de doğdu, 21 Haziran 1037’de Hemedan’da öldü. Gerçek adı Ebu’l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah İbn Sina’dır. Babası, Belh’ten göçerek Buhara’ya yerleşmiş, Samanoğulları hükümdarlarından II. Nuh döneminde sarayla ilişki kurmuş, yüksek görevler almış olan Abdullah adlı birisidir. İbn Sina, önce babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail Zahid’den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü. Bir süre tıpla ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış nedenlerini araştırdı, sağıltımla uğraştı. Bu alandaki başarısı nedeniyle, II. Nuh’un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sağlığa kavuşturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri olarak önem kazandı.
İbn Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi. İbn Sina’nın deneyci yanı, Gazali’yi kuşkuculuk’a götürdü. Yapıtları 12.yy’da Latince’ye çevrildi, ünü yayıldı. Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda İbn Sina’dan yararlandı.

YAPITLAR (başlıca): el-Kanun fi’t-Tıb, (ö.s), 1593, ("Hekimlik Yasası"); Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"); Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık"); İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ve Uyarılar"); Kitabü’ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Sağlık Kitabı").

Kaynak: Kültür Bakanlığı

Mehmed Akif Ersoy
 

Türk, şair. İstiklal Marşı’mızın yazarı. İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936’da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk’un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı’dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye’de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889’da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893’te birincilikle bitirdi.

Türk, şair. İstiklal Marşı’mızın yazarı. İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936’da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk’un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı’dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye’de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889’da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893’te birincilikle bitirdi.
İstanbul Hükümeti Anadolu’daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu’da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü. Nasrullah Camii’nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır’da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM’ye seçildi. Meclis’in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921’de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart’ta birinci TBMM tarafından kabul edildi.

Mehmed Âkif şiirinin yaşadığı dönemde ve sonrasında önemini sağlayan gerçekçi tutumudur. Bu şiirde düş gücünün parıltısı yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapıya bırakmıştır. Şairin nazım diline bu dilin özgül niteliğini bozmaksızın elverişli olduğu gelişmeyi kazandırması, aruz veznini yumuşatmayı, başarmasıyla mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda Türkçe’nin şiir söylemedeki olanaklarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her şairin dili kişisel bir dil kurma adına dar bir vadiye sıkışmak zorunda kalmıştı. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış, üslupta öz günlük ve kişiselliğe ulaşmıştır. Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır.

YAPITLAR (başlıca): Safahat, 1911; Süleymaniye Kürsüsünde, 1911; Hakkın Sesleri, 1912; Fatih Kürsüsünde, 1913; Hatıralar, 1917; Âsım, 1919; Gölgeler, 1933.

Kaynak: Kültür Bakanlığı

 
 
 
 
 
 
Nasrettin Hoca
 

Nasreddin hoca, yüzyıllardır anlatılan fıkralarıyla ünlü bir halk bilgesidir.Yalnız Anadolu’da değil, Azerbaycan’da, İran’da, Asya’daki Türk cumhuriyetlerinde de Molla Nasreddin, Nasreddin Efendi gibi adlarla tanınır. Her çağa, her duruma uyan fıkraları yabancı dillere de çevrilmiştir.
Nasreddin Hoca’nın 13.yüzyılda yaşadığı, Sivrihisar’da doğduğu, Akşehir’de öldüğü kabul edilir. Akşehir’de türbesi vardır. Bilinen fıkraları bugün 500’e yaklaşır. Ama bunların çoğunun sonradan üretildiği açıktır. Örneğin bazı fıkralarda Nasreddin Hoca, Anadolu’ya çok daha sonra,15.yy’da gelen Timur’la karşılaşır. Dolayısıyla Nasreddin Hoca halkın sürekli işlediği bir tiptir. Açıkgöz, hazırcevap, kıvrak zekalı ve iyimserdir. Sorunları çatışmasız, kavgasız şakalaşarak çözer. Güldürürken düşündürür. Fıkraları toplumun aksayan yanlarını ustalıkları ortaya koyar.

Akşehir’de her yıl 5-10 Temmuz arasında Nasreddin Hoca Şenliği düzenlenir.

Abidin Dino
 

Çağdaş Türk resim sanatının öncülerinden olan sanatçı, yaşamının büyük kısmını yurtdışında geçirmiştir.
Dino 23 Mart 1913 yılında İstanbul’da doğdu.Babası Rasih Bey, annesi Saffet Hanım’dır.
Sanatsever bir aile ve çevrenin içinde yetişen Abidin Dino, ailenin 1925 yılında yurda dönmesinden bir süre sonra babasını ve sonra da annesini kaybetti.

Robert Koleji’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak tüm zamanını resim çalışmalarına ayırdı. Henüz 18 yaşındayken Fikret Adil’in yönetimindeki "Artist" dergisinde ilk yazı ve resimleri yayımlandı. Nâzım Hikmet’in "Sesini Kaybeden Şehir" kitabını da aynı yıl resimlemişti. Bu onun resimlediği ilk kitaptır; genç yaşına rağmen kendisini geliştirebilmiş ve çizgileri belirli bir olgunluğa erişmiştir.
Çocukluğunda edebiyatla ilgilenen sanatçı bu ilgisini sonraki yıllarda da sürdürerek senaryolar, oyunlar, öyküler, denemeler ve eleştiri yazıları yazmıştır. Başta Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday ve John Berger gibi birçok Türk ve yabancı yazar ve şairin kitap kapaklarını resimlemişti. Sanatçının yaşamı boyunca sürdürdüğü bir diğer uğraşı da karikatür oldu.

Ailesiyle İstanbul’a döndükten sonra birçok dergi ve gazetede karikatürleri yayımlandı. İlk karikatür sergisine 1932’de, Viyana’da Der Bilden Künstler Cemiyeti’nin düzenlediği bir sergi vesilesiyle katıldı. Türkiye’den Cemal Nadir ve başka karikatüristler de vardı. 7 Aralık 1993’te Paris’te kalp yetmezliğinden ölmeden birkaç gün önce de çizdiği son eseri ciğerlerinin su toplamasıyla alay eden bir karikatürdü. Sanatçının Türkiye’den başka yurtdışındaki müze ve kişisel koleksiyonlarda da eserleri bulunmaktadır

 
Mevlana
 

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Sultânü’l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’na bugünkü yerine defnedildi.
Sultânü’l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

       "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

       ömer  Seyfettin
 

Ömer Seyfettin (1884-1920) çağdaş Türk öykü yazarlarının öncülerindendir. Türkçe’nin sadeleşmesi için çalışmış, Arapça ve Farsça sözcükler yerine Türkçe sözcüklerin kullanılmasını savunmuştur.

Ömer Seyfettin Gönen’de doğdu. Harp Okulu’nu bitirdiyse de daha sonra ordudan ayrıldı. 1912’de Balkan Savaşları başlayınca yeniden askere alındı. Savaşta tutsak düştü. Bir yıl sonra İstanbul’a dönerek Kabataş Lisesi’nde öğretmen oldu.

Ömer Seyfettin ilk şiirini askeri lisede, ilk öyküsünü Harp Okulu’nda öğrenciyken yayımladı. 1911’de “Milli Edebiyat” akımını başlatan yazarlardan biri oldu. Böyle bir edebiyatı yaratmak için yazı diliyle konuşma dilinin aynı olması gerektiğini savundu.

“Kaşağı”, ”Pembe İncili Kaftan”, ”Bomba” gibi öykülerine günlük konuşma diliyle yazdı. Öykülerinde halk deyimlerine, fıkra ve masallarına da yer verdi. Ömer Seyfettin’in topluca yayımlanmış pek çok öyküsü, ayrıca üç romanı vardır.

Attila İlhan
 

5 Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat’ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi’ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı’nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı.

Paris Yılları

1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet’i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris’e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye’ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan Han’daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı.

İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni

1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Paris’e tekrar gitti. Fransa’daki bu dönem Attilâ İlhan’ın Fransızca’yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950’li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953’te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.

Sanatta Çok Yönlülük

1957’de gittiği Erzincan’da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul’a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sekiz yıl İzmir’de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968’te evlendi, 15 yıl evli kaldı.

İstanbul’a Dönüş

1973’te Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını üstlenerek Ankara’ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak ’ı Ankara’da yazdı. 81’e kadar Ankara’da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılında yazılarını Cumhuriyet gazetesine taşıdı. 1970’lerde Türkiye’de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.

YAPITLARI

’’Sekiz Sütuna Manşet’’, ’’Kartallar Yüksek Uçar’’ ve ’’Yarın Artık Bugündür’’ gibi beğenilen dizilerin senaryosunu da yazan İlhan, ayrıca Ali Kaptanoğlu adıyla ’’Şoför Nebahat’’, ’’Yalnızlar Rıhtımı’’, ’’Devlerin Öfkesi’’ gibi filmlerin senaryo yazarlığını yaptı.

Attila İlhan’ın şiir, roman ve gezi notları ve deneme türündeki bazı kitapları da şunlar:

’’Duvar’’, ’’Sisler Bulvarı’’, ’’Ben Sana Mecburum’’, ’’Böyle Bir Sevmek’’, ’’Ayrılık Sevdaya Dahil’’, ’’Kurtlar Sofrası’’, ’’Sırtlan Payı’’, ’’Fena Halde Leman’’, ’’Abbas Yolcu’’, ’’Hangi Sol’’, ’’Faşizmin Ayak Sesleri’’, ’’Batının Deli Gömleği’’, ’’Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar’’, ’’Allah’ın Süngüleri’’.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: diloo, 14.02.2011, 15:54 (UTC):
düşünmem lazım pek işime yaramadı ben sadece büyüdükleri toplumu sordum bir tek o yok !!

Yorumu gönderen::02.09.2008, 19:39 (UTC)
36-eglence
36-eglence
Kapalı

teşekkür ederim canım arkaşım seni çok seviyorum

Yorumu gönderen: feyza , 09.08.2008, 11:08 (UTC):
hepsını okudm super



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:

 
  Bugün 10 ziyaretçi (345 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=